>> Ana Sayfa KİTAPLARIM Çocuk Kitapları Şimdi Masal Zamanı

Şimdi Masal Zamanı

e-Posta Yazdır
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfEn iyi 

Şimdi Masal Zamanı
MASALLA SÖYLEŞİ

Merhaba, hoş geldin masal. Seninle yine hayal ülkesine yolculuk yapacağız. Sen her çağda insanların yaşamına renk kattın. Sende canlandı, konuştu bütün varlıklar. Kuşlar şarkı söyledi, tavşan hikaye anlattı,ağaçlar güldü.  Kurtla karınca sende arkadaş oldu, Keloğlan padişah oldu. Uykunun tadı seninle geldi.

Her gerçek başlangıçta bir hayaldi. Uçan halıdan etkilenen insan uçağı icat etti. Sen bize her zaman yol gösterdin.   Çocuklar masallarla büyüdü, büyükler kaybettikleri çocukluğu masalda buldular.

Sevgili masal, çocukluğumda geçirdiğim en güzel zamanlar masal zamanıydı. Sonra büyüdüm diyerek seni uzun bir süre unuttum. Anne olunca seni yeniden hatırladım. Sana ihtiyacım vardı. Sensiz olmadı. Çocuklarım bana “Anne iyilik nasıl olur? Cimrilik nedir? Yalan söylemek neden kötüdür?”gibi pek çok soru sorduklarında onlara nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Çünkü soruların cevabı ne gözle görülür, ne elle tutulur, ne yenilir ne yutulurdu. Sonra aklıma sen geldin. Uçsuz bucaksız hayal dünyasından onlara masallarla cevap verdim. Çocuklarım da seni çok sevdiler. Artık senin hayatımızda özel bir yerin var.

Sevgili masal, ruhumuzu besledin, düşlerimize hayat verdin. Bize dostluğu, sevginin güzelliğini ve affetmeyi öğrettin. Cesaret, cömertlik, doğruluk gibi değerleri geliştirme fırsatı sundun. Hayatı bir oyun olarak gören çocuklar seninle eğlenirken öğrendiler. Sen büyüklerin saatlerce anlatmaya çalıştığı bir konunun kalıcı ve eğlenceli bir özetisin. Sen hayatın süsü  oldun.

Sevgili masal,ben de hayali gerçeğe katıp yepyeni masallarla masal dünyasına katıldım. Dilerim  zihinlerde güzel bir iz bırakır. Bu masalları, beni her zaman yazmaya teşvik eden sevgili çocuklarıma ve tüm masal dostlarına armağan ediyorum.

Sema Maraşlı

Yayınevi : Epsilon

İÇİNDEKİLER

1-Tavus Kuşu ile Kirpi

2-Of  Of  Prenses

3-Masalcı Yengeç

4-Kırmızı Yaprak

5-Akıllı Oğlan

6-Çılgın Böcekler Korosu

7-Hükümdarın Düşüncesi

8-Yüzen Kuşlar

9-Bahçıvanın Kızları

10-Yalnız Köstebek

11-Tembeller Şehri

12-Ormanda Yenilik

13-Taş Bebek

14-Ülübü

15-Canoğlan’ın Kedisi

16-Dağınık Karga

17-Sincabın İnadı

18-Erik Ağacı

19-Kunduzun Sarayı

20-Mırmır Balığı

21-İmirballı

22-Püskül

23-Fıçıdaki Su

24-Kangurunun Cesareti

25-Bir Torba Yalan

26-Pır Pır ile Hır Hır

27-Aykuşu
 
* Of Of Prenses, Dağınık Karga, Hırhır ile Pırpır'daki hikayeler
Şimdi Masal Zamanı adlı kitabımda yayınlanmaktadır.


TEMBELLER ŞEHRİ

Bir varmış, bir yokmuş,

Anlayana bu masal yetmiş,

Anlamayana davul zurna yetmemiş.

Sözü evirdik çevirdik masalımıza getirdik.

Siz deyin yakında ben diyeyim uzakta ülkelerden bir ülke varmış. Bu ülkenin yaşlı bir padişahı varmış. Bu padişah uyuşuk ve pek tembelmiş. Yıllarca işlerini vezirlere bırakıp yan gelip yatmış. Vezirler de ülkeyi keyiflerine göre yönetmişler. Ülkede düzensizlik almış başını gitmiş.

Bir gün padişah ölmüş. Yerine oğlu padişah olmuş. Yeni padişah çok gençmiş, tecrübesizmiş; ama akıllıymış, çalışkanmış. Gece gündüz demeden çalışmaya başlamış. Padişah, çalışıyormuş; fakat etrafında çalışan azmış. Kime hangi işi verse hiçbir iş vaktinde yapılmıyormuş. Babasının zamanında insanlar hep kaytarmaya alışmış. Çevresi tembel uyuşuk insanlarla doluymuş.

Padişah, baş vezire yapılacak bir iş söylüyormuş. Vezir “Tamam efendim siz merak etmeyin” diyormuş. Baş vezir işi başka bir vezire, o vezir başka bir vezire havale ederken en basit iş bile yapılamıyormuş. Askerin birine şu işler bu gün yapılsın, diyormuş. Asker “Tamam efendim bu gün hallederim” diyormuş. Padişah ertesi gün bakıyormuş ki işler yapılmamış. Askere “Neden yapmadın?” diye sorduğunda asker yüz tane bahane sıralıyormuş. “Şöyle oldu da şöyle olduğu için şöyle oldu da sonra da öyle olduğu için öyle oldu” gibi sözler söylüyormuş. Tembelde bahaneden çok bulunan bir şey yokmuş.

Sadece sarayda değil halkın arasında da tembel, sözünde durmaya insanlar çokmuş.

Padişah terziye kıyafet diktirmek için kumaş aldırıp,ölçü vermiş. Terzi üç gün içinde hazır olur, demiş. Fakat  üç gün sonra dediği kıyafeti bir ay sonra dikip vermiş.

Padişah, sarayın içinde küçük bir tamirat yaptırmaya kalkmış. Marangozda demircide   tembelliklerinden iki gün de bitecek işi iki ayda ancak bitirmişler.

Bu işler padişahın canına tak etmiş. Ben bu tembel insanları ayıklamalıyım. Çalışkanları bulup onlarla çalışmalıyım diye düşünmüş. Uzun uzun düşünüp ne yapacağına karar vermiş.

Şehrin birini boşalttırmış. Üzerine kocaman bir levha astırmış. Levhada “TEMBELLER ŞEHRİ”yazıyormuş.” Sonra tellallara ilan ettirmiş. Tellallar şöyle bağırıyorlarmış.

“Duyduk duymadık demeyin! Bundan sonra tembeller, tembeller şehrinde yaşayacaklar.  Tembel olduğunu kabul edenlere tembeller şehrinde bir ev ve bir at verilecektir. İsteyene  iş yeri açması için dükkanda verilecektir. Ayrıca padişahımız üç öğün yemeklerini gönderecektir” diye ilan etmişler.

Bunu duyan tembeller çok sevinmişler. Hemen tembeller “tembeller şehrine” gitmişler. Çok tembeller iş yeri istememişler. Ekmek elden su gölden yan gelip yatmayı tercih etmişler. Az tembeller mesleklerine göre bir dükkan isteyip iş yeri açmışlar. Saraydaki bütün vezirler de gitmişler. Vezirler yeni padişahın onlara emirler vermesinden usanmışlar. Tembeller şehrinde insanların keyifleri yerindeymiş. Padişah saraydan üç öğün yemeklerini gönderiyormuş. Tembellerin birini de şehre başkan seçmiş.

Bu arada padişah da sarayda çalışmayı seven üç, beş kişiyle kalmış. Halkın arasından da tembeller ayrılıp gittiği için halkın arasından yeni vezirler seçmiş. Yeni askerler seçmiş. Tembellerin ayrılıp gitmesinden halk da çok memnunmuş. Halkın işleri, vaktinde yapılıyormuş. Arada tembellik edip işini vaktinde yapmayan insanlar çıktığında onlar da tembeller şehrine gönderiliyormuş.

Böylece birkaç ay içinde ne sarayda ne de halkın arasında hiç tembel kalmamış.

Padişah da halinden  çok memnunmuş. Bir gün  tembeller şehrindekilerin durumunu görmek için oraya gitmiş. Padişah kılık değiştirerek halktan biri gibi gitmiş. Önce belediye başkanının yanına gitmiş. Başkan sıcak yaz günü ter içinde kalın bir kazakla makamında  boş boş oturuyormuş. Padişah:

-Neden bu  sıcakta kazak giydin? diye sormuş.   

-Bu kazağı kışın giymiştim demiş başkan. Yaz gelince çıkarmadım. Şurada kışa ne kaldı ki? Üç ay sonrası kış. Giyip çıkartıp yorulduğuma değmeyecek diye cevap vermiş.

Padişah başka bir şey sormadan oradan ayrılmış. Çarşıya gitmiş. Ayakkabı satılan bir dükkana girmiş. Dükkan sahibi içerde uyuyormuş. Padişah onu uyandırmış. Adam zorla gözlerini açmış. Padişah:

-Ayakkabı alacağım, demiş.

Ayakkabıcı ağzını kocaman açıp esneyerek:

-Siz bakın beğendiğiniz olursa beni uyandırın, demiş. Sonrada gözünü kapatıp uykusuna devam etmiş.

   Padişah oradan da ayrılmış. Hemen yanındaki dükkanın önünde durmuş. Dükkanın kapısı kapalıymış. İçerde bir adam görünüyormuş. Padişah kapıyı açıp içeri girmiş. Hava sıcak

olduğu için içerisi aşırı sıcakmış. Padişah kapıyı açık bırakıp içeri girmiş. Burası terzi dükkanıymış. Terzi:

-Aman iyi ki geldiniz. İçerde sıcaktan neredeyse pişmek üzereydim. Kapıyı açtınız da dışardan  bir hava geldi, demiş.

-Siz neden açmadınız kapıyı? diye sormuş padişah merak içinde.

Terzi:

-Sormaya da mı üşenmiyorsunuz? Kolay mı yerinden kalk kapıyı aç tekrar yerine otur. İyi ki de kalkmamışım. Bakın siz gelip açtınız demiş.

Padişah hemen tembeller şehrinden ayrılmış. Az tembeli böyleyse çok tembelini hiç görmeyeyim diye düşünmüş saraya dönmüş.

   Tembeller bir kaç ay sonra yiyip içip yatmaktan hareketsizlikten hastalanmaya başlamışlar. Bir kısmı da pislikten mikrop kapıp hastalanmış. Çünkü tembeller şehrinde hiç temizlik yapılmıyormuş. Evleri pis, yolları çok kirliymiş.

Hastalananlar artınca padişah bir çözüm bulması gerektiğine karar vermiş. Padişah

önce tembeller şehrinin başkanını çalışkan bir başkanla değiştirmiş. Yeni başkana yüz tane çalışkan yardımcı vermiş.

Yeni başkan tembellere önce evlerini ve yollarını temizlettirmiş. Sonra hazır yemek vermemiş, yemeğin malzemesini vermiş. Her sabah erkenden tembellere iki saat koşu yaptırmış. Koşarken bütün tembellerin şu şarkıyı söylemesi şartmış.

Biz çalışkan insanlarız,

Lay lay liy lay lom,

İşimizi çok severiz,

Lay lay liy lay lom,

İşimizi vaktinde yaparız,

Lay lay liy lay lom,

Tembeller mecburen her sabah bağıra bağıra bu şarkıyı söyleyerek koşuyorlarmış. Başkanın adamları hiçbirinin  tembellik edip evde kalmasına izin vermiyorlarmış. Kapı kapı dolaşıp onları zorla koşturup bu şarkıyı söyletiyorlarmış. Sonra da işi olmayanlara da bir iş vermişler. Tembeller şehrinde işler yavaş yavaş yapılmaya başlanmış. Herkesin uyuklamamak  için  o şarkıyı  söylemesi şartmış.

Terzi:

-Ben çalışkan terziyim

Lay lay liy lay lom diye şakı söyleyerek dikiş dikiyormuş.

Demirci:

-Ben demirciyim, işimi vaktinde yaparım.

Lay lay liy lay lom diye şarkı söyleyerek çalışıyormuş.

Diğer tembeller de sabah koşusunda sürekli söyledikleri şarkıyı gün boyu söyleyerek çalışıyorlarmış. Herkes söylediği şarkıdaki gibi çalışkan olduğuna inanmış. Yatarak değil çalışarak mutlu olunacağını öğrenmişler. Mutlu yaşamışlar.


MIRMIR BALIĞI

Bir varmış, bir yokmuş,

Evvel zaman içinde,

Balık deniz  içinde,

Elim elim epelek,

Elden çıktı topalak,

Topalağın yarısı,

Bir bilenin yavrusu,

Masal isterim demiş.

Fazla konuşmayalım,

Masalımıza başlayalım

Deniz denilen sualtı aleminde pek çok canlı yaşarmış. Güzel, dalgasız bir günde denizin altında tatlı bir telaş varmış. O gün yavru balıkların okula başlama günüymüş. Yavru Mırmır balığı da o gün çok heyecanlıymış. Annesi sabah erkenden uyandırmış. Kahvaltısını yaparken Mırmır sürekli konuşuyormuş. Mırmır okula gitmek için annesinin yanından ayrılırken annesi:

-Aman yavrum okulda da evde konuştuğun gibi çok konuşma. Öğretmenin bayan ahtapotu üzme. Dikkatle öğretmenini dinle diyerek tembih etmiş.

Mırmır tamam deyip yola çıkmış. Okula giderken en yakın arkadaşı kaya balığını da çağırmış. İkisi de bir hızla yüzerek ders başlamadan okula yetişmişler.

Ders vakti geldiğinde bayan ahtapot ders anlatmaya başlamış. Kafasından uzanan sekiz kolu olan bayan ahtapot çok bilgiliymiş. Bilgisini öğrencileriyle paylaşmak istiyormuş ama Mırmır buna pek fırsat vermiyormuş. Bayan ahtapot konuşmaya başlar başlamaz Mırmır sözünü kesiyormuş. Hangi konuyu anlatacak olsa Mırmır o konuyla ilgili söyleyecek bir şeyler buluyormuş. Gerekli gereksiz demeden aklına geleni söylüyormuş. Bayan ahtapot Mırmır’ı sürekli sözünü kesmemesi için uyarıyormuş. Fakat Mırmır kısa bir süre susuyor yeniden bir şey söylüyormuş.

O günün sonun da bayan Ahtapotun vaktinin çoğu Mırmır’a sus demekle geçmiş. Ders bittiğinde diğer öğrenciler Mırmır’ın başına toplanmışlar. Berber balığı “Senin yüzünden dersten bir şey anlamadık. Kendin bir şey öğrenmediğin gibi bizim öğrenmemize de engel oluyorsun”diyerek ona kızmış.

Diğer balıklar da berber balığını desteklemişler.

O gün Mırmır evlerine ağlayarak gelmiş. O gün denizin suyu biraz daha tuzlanmış. Annesine:

-Kimse beni sevmiyor. Öğretmenlerim de arkadaşlarım da bana kızdılar diyerek olanları anlatmış.

-Öğretmenlerin de arkadaşların da seni seviyordur, demiş annesi.  Hatasından dolayı birisini uyarmak sevmemek demek değildir. Ama hatana devam edersen gerçekten sevgilerini kaybedebilirsin. Kimse kimseyi bol pulu, kara gözü için sevmez. Hareketlerine dikkat etmelisin.

-Tamam, demiş Mırmır balığı; ama ertesi gün okulda yine ilk günkü gibi davranmış.

Bayan ahtapot:

-Yeter Mırmır, yeter! demiş. Sürekli sözümü kesiyorsun, ne söyleyeceğimi unutuyorum. Benden çok konuşmaya çalışıyorsun. Benden daha çok biliyorsan gel sen öğretmen ol!

Mırmır öğretmenin kızması üzerine o gün ders bitene kadar susmuş. Susmuş da öğretmeni mi dinlemiş? Neredeee ? Mırmır söyleyemediği sözleri düşünüyormuş.

O gün ders bittiğinde bayan ahtapotun aklına Mırmırı susturmaya yarayabilecek bir fikir gelmiş.    Ertesi gün sabah erkenden Mırmır gelmeden düşüncesini diğer balıklara söylemiş. Onlar da tamam demişler. Mırmır geldiğinde bayan ahtapot:

-Bu günden sonra arada bir birinize öğretmenlik yaptıracağım. Bugün Mırmırı seçiyorum. Bugün Mırmır öğretmeniniz olacak, demiş ve bayan ahtapot öğrencilerin yanına geçmiş. Mırmır, öğretmen olduğuna çok sevinmiş.

Hemen o günkü dersin konusuyla ilgili bildiklerini anlatmaya başlamış. Daha birkaç cümle söylemiş ki küçük yunus balığı sözünü keserek ona başından geçen bir olayı anlatmaya başlamış. Mırmır ona kızmış:

-Konuyu dağıtma yunus, demiş.

Mırmır yeniden konuyu anlatmaya devam etmek için söze başlamış ki bu sefer deniz yıldızı sözünü kesmiş.

O da bir soru soruyormuş. Mırmır çabucak sorusuna cevap verip yeniden konuya devam etmeye çalışmış. Bu sefer de kaya balığı sözünü kesmiş. Bütün ders boyunca bu böyle devam etmiş. Mırmır konuşmaya başladıkça birisi sözünü kesmiş.

Mırmır en sonunda sinirlenmiş. Bas bas bağırmaya başlamış.

-Yeter artık susun! Bırakın da sözümü bitireyim. Söyleyeceklerim boğazıma kılçık oldu takıldı. Sizin dinleme yeteneğiniz yok mu? diyerek kızmış.

O böyle konuşunca bayan ahtapot gülmüş. Ahtapot gülünce  öğrenciler de  gülmüşler. Mırmır o zaman kendisine oyun yapıldığını anlamış. Öğretmeni kendisinin yerine Mırmırı koyarak sözünün kesilmesinin kötü bir şey olduğunu anlamasını istemiş. Mırmır o zaman yaptığı hatanın farkına varmış. Öğretmeninden ve arkadaşlarından özür dilemiş. O günden sonra  ne zaman birinin sözünü kesecek olsa öğretmenlik yaptığı o günü hatırlayıp vazgeçmiş. Dinlemeyi öğrendiği o günden sonra da okulun en başarılı talebesi olmuş. Bilgili, akıllı bir balık olarak mutlu bir ömür sürmüş.

 

Yorumlar  

 
0 #1 RE: Şimdi Masal Zamanıesma 2009-12-21 14:56
Katılmış olduğunuz moral fm yayınında tevafuken sizi dinleme fırsatı buldum inş benim açımdan çok şeye vesile olacaksınız şu anda netten kitaplarınızı inceliyorum sadece bir ricada bulunacaktım kitap fiyatlarınızı görmek istiyorum nasıl öğrenebilirim tşk ederim
Alıntı
 

Yorum ekle


Son Eklenenler

En Çok İzlenenler

E-Mail Haber Grubu

E-Mail Haber Grubu