Bana Bir Masal Anlat

Bana Bir Masal AnlatBana Bir Masal Anlat, çocuklarımla aramda uyku öncesi devam eden bir serüvenin yazıya aktarılmasıdır.

Masal zamanı çocuklarımla paylaştığım çok özel zamanlardır. Hem masalı hem sevgiyi paylaşırız. Birlikte geçirdiğimiz zaman kısa da olsa masal o zamana anlam katar. Masal sonrası da onlar için çok önemlidir. Genelde en sıcak sohbetlere, paylaşmak isteyip de izah edemediklerimize kapı açar masal.

Hayatın telâşıyla, günlük işlerimizle ihmal ettiğimiz yavrularımıza günün sonunda sunduğumuz bir özür olarak görüyorum masalları.

Ayrıca masallar hayata yeni başlayan bu küçük insanlara erdemli olmayı, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırt etmeyi öğretmek, örneklerle anlatmak için güzel bir yoldur. Uzun nasihatler, sıkıcı konuşmalar onlar için bir anlam ifade etmez. Onlar için hayat bir oyundur. Oynayarak ve eğlenerek öğrenirler. Onlar için kalıcı ve faydalı olan da budur.

Masal, boş bir söz değil, hoş bir sözdür.

Masal, çocuğun geniş hayal dünyasında kanat çırpıp gittiği uzak diyarlardır.

Masal, bizim saatlerce anlatmaya çalıştığımız bir konunun kalıcı ve eğlenceli özetidir.

Bu kitaptaki masalları bana esin kaynağı olan çocuklarıma, bütün çocuklara ve çocuk yanını kaybetmeyenlere ithaf ediyorum.

Sema Maraşlı

 

Çocuklarınızı Eğlendirirken Eğitecek 40 Özgün Masal

 

 

Bana Bir Masal Anlat

İÇİNDEKİLER ;

ÖNSÖZ

GÜLLÜ KÖY

LAK LAK LEYLEK

TEMBELİN DERDİ

ÇİLLİ HOROZ

PADİŞAHIN EMANETİ

KAROŞ İLE BÖCÜŞ

ŞIMARIK MİSAFİR

ŞAKACI MAYMUN

KİBAR PRENS

SÜTÇÜ TAY

YARDIM SEVMEYEN ÇOCUK

CANOĞLAN’IN KAVALI

OBUR KAPLUMBAĞA

EYVAH KARDEŞİM OLDU

ASLANIN KEDERİ

KEL KIZ

KÜSKÜN TAVŞAN

MERAKLI ÇOCUK

İNATÇI EŞEK

MUTLULUK UÇAĞI SERÇE KUŞU

GÜLKIZ

BODUR TAVUK

HIRÇIN PRENSES

VEFALI KEDİ

TAŞ KALPLİ YARAMAZ ÇOCUK

GEZGİN KARINCA

ÇİRKİN KIZ

TOPAL ÇEKİRGE

ACI AKAN ÇEŞME

KARA KURBAĞA İLE YEŞİL KURBAĞA

SARAYIN GELİNLERİ

CİMRİNİN SARI TAŞLARI

ÇEVRECİ AYI

KARGANIN HATASI

MEMNUN İLE KARAM

ELMA AĞACI

İMREK

SAYGIYI ARAYAN ŞEHZADE

SÜTÜN SIRRI

 

KİBAR PRENS

Bir varmış, bir yokmuş.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde.

Develer tellâl iken, koyunlar berber iken,

Büyük, güzel bir ülkede iyi bir kral yaşarmış. Kralın ikiz oğulları varmış. Bu kardeşler ikizmiş; ama ne yüzleri, ne de huyları birbirine benzermiş. İkisi de güzelmiş güzel olmasına ama biri iyi huylu ve çok kibarmış. Diğeri ise kaba saba ne dediğini bilmeyen biriymiş.

 

Saraydakiler birine “Kibar Prens”, diğerine “Kaba Prens” derlermiş. Günlerden bir gün kral;

 

– Ben yaşlandım, artık yerime oğullarımdan biri geçsin, demiş.

 

Ardından da;

 

– İkiz oldukları için haksızlık olmasın. Sınav yapalım, kim kazanırsa o kral olsun, demiş.

 

Oğullarını çağırmış.

 

– Sizlere sınav yapacağım. Kazanan kral olacak. İlk göreviniz şu: Sarayın balkonuna çıkarak, birinci gün biriniz, ikinci gün diğeriniz halka çağrıda bulunacaksınız. Kimin çağrısına daha çok gelen olursa o, çok seviliyor demektir, o kazanacak.

 

Önce Kibar Prens çıkmış sarayın balkonuna. Rica ederek çağırmış halkı. Duyan, duymayana söylemiş ve bütün halk sevgili prensin ricasına koşmuş. Prens geldikleri için halka teşekkür etmeyi de unutmamış.

 

Ertesi gün Kaba Prens çıkmış sarayın balkonuna ve emrederek “Herkes buraya toplansın.” diye bağırmış.

 

Birkaç meraklıdan başka kimse gelmemiş.

 

Sınavın ilk bölümünü Kibar Prens kazanmış.

 

Kral ikinci sınavı şöyle açıklamış:

 

– Ormanda bir ağacın altında kıymetli taşlar, altınlar, elmaslar gömülü. Büyük bir ayı da taşların üstünde yaşıyor ve kimseyi yaklaştırmıyor. Kim altınlardan, elmaslardan alıp gelebilirse sınavı o kazanır.

 

Önce yola Kaba Prens çıkmış. Ormana geldiğinde ayı ağacın altında yatıyormuş. Ayıya yaklaşmış, havaya ateş etmiş. Ayı hiç aldırış etmeyince koca bir sopayla ayıyı kaldırmaya çalışmış. Bir gün boyunca uğraşmış. Fakat ayıyı yerinden kımıldatamamış ve elleri bomboş geri dönmüş.

 

Sıra Kibar Prens’e gelmiş. Giderken ayıya bir sepet armut götürmüş. Nazikçe ayıya selâm vererek hediyesini önüne koymuş. Ayı kendisiyle konuşan bu güler yüzlü adamı çok sevmiş. Kibar Prens, ona neden altınlardan alması gerektiğini anlatmış. Ayı sessizce yerinden kalkmış. Prens altınlardan, elmaslardan bir avuç alırken ayıya teşekkür etmeyi de unutmamış.

 

İkinci sınavı da Kibar Prens kazanmış.

 

Kral üçüncü sınavı da şöyle açıklamış:

 

– Komşu ülkenin kralının güzeller güzeli iki kızı var. Gidin kızları isteyin, kim daha önce prenseslerden birini alır gelirse evlenecek ve kral o olacak.

 

Kaba Prens hemen yola çıkmış, saraya önce o varmış. Varmış varmasına da kral yüzüne bile bakmamış. Çünkü daha önce o kral onların sarayına gittiğinde Kaba Prens, ona “Hoş geldiniz!” bile dememiş. Hiç ilgilenmemiş onunla. Kral da ona aynı hareketi yapmış. Kızını isteyince de;

 

– Benim sana verecek kızım yok, demiş.

 

Kaba Prens ısrar etmiş, tehdit etmiş, ama faydası olmamış. Kral onu ülkesinden kovdurtmuş.

 

Kibar Prens varmış saraya. Kral, onu kapıda karşılamış, çok ilgilenmiş. Kızını isteyince şöyle demiş:

 

– Kızımın senin gibi iyi ve kibar bir insanla evlenmesinden çok memnun olurum.

 

Kızını çağırmış. Dünyalar güzeli bir kız gelmiş. Prens kıza hayran olmuş. Kral;

 

– Sen kızımı götür, biz düğün için arkadan geliriz, demiş.

 

Prens ve prenses yola çıkmışlar. Halk yollarda onları bekliyormuş. Kibar Prens üç sınavı da kazanmış.

 

Günlerce süren büyük bir düğünle evlenmiş. Kibar Prens ülkeye kral olmuş. Yıllarca ülkeyi huzur içinde yönetmiş.

 

Kaba Prens’e ise kardeşinin yönettiği ülkede tembel tembel oturmak düşmüş. Can sıkıntısından her gün biraz daha kabalaşmış. Zaman içinde etrafında onu seven bir kişi bile kalmamış.

 

GÜLLÜ KÖY

 

Bir varmış, bir yokmuş…

 

Böyle başlar bütün masallar,

 

Biz de böyle başlayalım.

 

Kimi zaman övgüler dizerek iyi kalplilere,

 

Kimi zaman da kötüleri acımasızca taşlayalım.

 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,

 

Nice bülbüller öter, kırmızı güller içinde.

 

Ben diyeyim eski zamanlarda,

 

Siz deyin yeni zamanlarda.

 

Gülleriyle ünlü güzel mi güzel bir köy varmış.

 

Bu köyde yetişen güller çok güzel kokarmış. Güllerin kokusu ta uzaklardan duyulurmuş. Bu öyle etkileyici bir kokuymuş ki hasta koklasa iyileşir, üzüntülü insan koklasa kederi gider, ağlayan çocuk koklasa susarmış.

 

Köy halkı da birbirinden güzel kırmızı, pembe, beyaz, güllere sevgiyle bakarlar, mis gibi kokusunu doya doya koklarlarmış. Köyde bir huzur, bir mutluluk varmış. Zaten köy halkı kötülük, yalan, kin, nefret nedir hiç bilmezmiş.

 

Bu köyde yaşayanlar sevgi, saygı, yardımlaşma gibi bütün güzel huylara sahipmiş. Güllerin kokusundan mı insanlar bu kadar iyilermiş? Yoksa insanların güzel ahlâkından mı güller güzel kokarmış bilinmezmiş.

 

Günlerden bir gün köye yabancı bir aile gelip yerleşmiş. İki de çocuğu olan bu ailenin oturduğu evin bahçesindeki güller birkaç gün içinde kokularını kaybetmişler.

 

Aradan çok geçmemiş ki diğer evlerin bahçelerindeki güller de kokularını yitirmişler. Köylüler, başlarına gelen bu garip olayın sebebini bir türlü anlayamıyorlarmış. Artık köyde o mis gibi güzel kokulardan eser kalmamış.

 

Bilge bir köylü, güllerin neden kokularını kaybettiklerini anlamış. Bakmış ki köydeki bütün çocuklar yalan söylemeye başlamış. O güne kadar köyde kimse yalan nedir bilmezmiş. Oysa yeni gelen ailenin çocukları çok yalan söylüyormuş. Her hâlde köyün çocuklarına yalanı öğreten de onlarmış.

 

Her çocuk yalan söyledikçe bir gül kokusunu kaybetmiş ve sonunda bütün güller kokmaz olmuş. Çünkü her yalan söylediğinde insanın ağzından pis bir koku çıkarmış. İnsanların hissetmedikleri bu koku, gülleri çok etkilermiş. Yalanın olduğu hiçbir yerde güller güzel kokmazmış.

 

Bilge köylü, yeni gelen aileyle tanışmaya karar vermiş. Onlara yalan söylemenin ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatacakmış.

 

Bir gün renklerini ve kokularını yitirmiş solgun güllerden bir demet yapmış. Yeni ailenin evine gitmiş. Kapıyı açan yalancı çocukların annesine gül demetini uzatmış. Kadın şaşkın gözlerle solgun gül demetine bakakalmış. Neden sonra bilge köylüyü içeri davet etmiş. Bilge köylü, kimsenin kalbini kırmamaya çalışarak konuşmaya başlamış:

 

– Köydeki güller bir bir soldular. O güzelim güller artık etrafa kötü kokular saçıyorlar. Bana göre bunun sebebi yalan söylemektir. Yalan söyleyen insanlar da kötü kokan güller benzerler.

 

Bilge köylü sözlerini bitirince evdeki herkes başını öne eğmiş. Kendilerini etrafa kötü kokular saçan güller kadar çirkin hissetmişler. Dışarıdan ne kadar çirkin göründüklerini düşünerek üzülmüşler. Artık yalan söylemeyeceklerine dair söz vermişler. Verilen söz gökyüzüne yükselmiş. Köydeki bütün güllere ulaşmış. Etrafı tekrar güzel kokular sarmış.

 

KÜSKÜN TAVŞAN

 

Bir varmış, bir yokmuş,

 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,

 

Yakınlarda bir ormanda, beş kardeş tavşan yaşarmış. Bu beş güzel tavşanın adı şöyleymiş.

 

Çal Çal; ailenin en çok çalışan tavşanıymış. Yuvalarını o temizler, diğerleri uyurken onlara kahvaltı hazırlarmış.

 

Çen Çen; ailenin en çok konuşan tavşanıymış. Kardeşlerin sözcülüğünü o yaparmış. Bazen de fazla konuşur, tavşanları bıktırırmış.

 

Cin Cin; açıkgöz, cin gibi, her şeyi bilen, hakkını kimseye yedirmeyen bir tavşanmış.

 

Küs Küs; çok alıngan, her şeye küsen, kinci bir tavşanmış. Sık sık kardeşlerine küser, bir süre onlarla konuşmazmış.

 

Tem Tem; ailenin en tembel tavşanıymış. Hep uyumak ister, bulduğu her fırsatta yatarmış.

 

Bu beş kardeş her sabah Çal Çal’ın hazırladığı kahvaltıyı yedikten sonra dışarı çıkar, gezer oynarlarmış. Öğle yemeği için ormanda topladıkları yiyecekleri yer ve biraz uyurlar, sonra da kalkıp oynamaya devam ederlermiş. Akşam yemeklerini de yiyip yuvalarına dönerlermiş.

 

Bir sabah kalktıklarında, Küs Küs’ü biraz hasta bulmuşlar. Küs Küs her zamankinin aksine o sabah çok az yemiş, tekrar yatmış. Kardeşleri ormana çıkmışlar. Küs Küs akşama kadar hasta yatmış. Akşam eve döndüklerinde, bakmışlar ki Küs Küs hâlâ yatıyor. Çen Çen;

 

– Nasılsın Küs Küs? diye sormuş.

 

Küs Küs hiç cevap vermemiş, çünkü onlara küsmüş. Bütün kardeşler Küs Küs ile konuşmak için çok uğraşmışlar. Fakat Küs Küs onlara kızmış.

 

– Sizler hepiniz düşüncesiz kardeşlersiniz. Hasta yattığımı bildiğiniz hâlde bana bir öğle yemeği getirmediniz. Akşama kadar aç ve hasta yattım. Artık sizinle asla konuşmayacağım, demiş.

 

Kardeşleri hatalarını anlamışlar ve ondan özür dilemişler.

 

Fakat Küs Küs’ün onları affetmeye hiç niyeti yokmuş. Ertesi sabah kardeşlerine katılmamış. Onlar ormana gittikten sonra o da yuvasını terk etmiş.

 

Akşam olup eve döndüklerinde Küs Küs’ü bulamamışlar. Çok üzülmüşler. Peşinden gidip aramayı düşünmüşler. Onun inadını bildikleri için vazgeçmişler. Pişman olup geri dönmesini beklemeye başlamışlar. Küs Küs ise yuvadan ayrıldıktan sonra, ormanın diğer tarafında kendine küçük bir yuva yapmış ve yalnız yaşamaya başlamış.

 

– Oh kurtuldum Çen Çen’in çenesinden, Tem Tem’in tembelliğinden, diyormuş.

 

Ama içten içe de onları çok özlüyormuş. Bir sincap ve bir kaplumbağa ile arkadaş olmuş. Arkadaşları iyiymişler ama onlarla oynaması çok zor oluyormuş. Bir gün arkadaşı sincapla ormanda gezmeye çıkmışlar. Küs Küs, hızlı giden sincaba yetişmek için koşmaya başlamış. Aksilik bu ya! Önündeki koca çukuru görmeyince içine düşmüş. Küs Küs’ün ayağı çok acıyormuş. Hayvanlar ona yardım etmişler ve yuvasına götürüp yatırmışlar.

 

Küs Küs’ün ayağı kırılmış ve bir ay hiç kalkmadan yatması gerekmiş. Bütün hayvanlar gidince yuvasında yapayalnız kalmış. Üstelik karnı da acıkmış. “Ben nasıl karnımı doyuracağım? Ayağım da kırık, belki de burada açlıktan ölürüm.” diye düşünmüş. O gece aç aç uyumuş. Ertesi gün de yuvasında aç ve yalnız yatmış. Yanına kimse uğramamış ve yiyecek de getirmemiş.

 

Küs Küs artık yaşamaktan ümidini kesmiş ve o gece de açlıktan kıvranarak uyumuş. Ertesi sabah zorla gözlerini açtığında önünde havuçlar, çeşit çeşit yiyecekler görmüş. Rüya gördüğünü zannetmiş, gözlerini tekrar tekrar kapatıp açmış. Gördükleri gerçekmiş. Yiyecekleri hemen yemeye başlamış. O yiyecekler ona bütün gün yetmiş.

 

Daha sonraki günlerde de durum böylece devam etmiş. Her gün uyandığında yiyecekler gelmiş oluyor; fakat getireni göremeyince “Her hâlde sincaptır.” diye düşünüyormuş. Aradan bir ay geçmiş ve Küs Küs iyileşmiş. Hemen gitmiş sincabı bulmuş. Ona yiyecekler için teşekkür etmiş. Sincap;

 

– Ne yiyeceği? Ben sana hiç yiyecek getirmedim ki, demiş.

 

Küs Küs çok şaşırmış. Yiyecekleri kimin getirdiğini çok merak etmiş. Ertesi sabah çok erken kalkmış ve yuvasının karşısındaki ağacın arkasına saklanmış.

 

O sırada karşıdan, elinde yiyeceklerle kardeşleri Tem Tem, Çen Çen, Cin Cin, Çal Çal gelmişler. Yiyecekleri yavaşça yuvanın kapısından içeri bırakmışlar. Küs Küs çok şaşırmış. Çünkü kardeşlerinin yuvası oraya çok uzakmış. Her gün onun için dünyanın yolunu gelmeleri kardeşlerinin onu ne kadar çok sevdiğini gösteriyormuş. Onları terk ettiği için çok utanmış ve üzülmüş. Yiyecekleri bırakıp giden kardeşlerinin arkasından;

 

– Çal Çal, Tem Tem, Cin Cin, Çen Çen! diye bağırmış ve koşarak yanlarına gitmiş. Kardeşler ağlayarak birbirlerine sarılmış. Bu defa Küs Küs onlardan özür dilemiş ve onlarla birlikte yuvasına dönmüş. Kardeşlerinin kıymetini anlamış ve hataları olduğunda artık onlara hemen darılmamış. Kardeşleriyle mutlu bir hayat yaşamış.

 

Kitap Sipariş: 0212 612 60 90  Hayat Market

Yorum yapın